ÇEŞİTLEMELİ KORKU
Beş Ses İçin Metin
BİLGE KARASU
“Bağlaç” olmakla kalacağını sanan dosta
Bir tüy,
bir telek
bir dal-
gın ku-
şun ar-
dında
bırakı-
verdiği
havadan o-
luşmuş gi-
bi yumu-
şak,düşen,
yere doğru;
bir tüy,
bir te-
lek,
bir yap-
rak
bir güz
dalın-
dan
kopmuş
kopu-
vermiş
sarartılı
bir yap-
rak, ye-
re de-
ğince
kimse-
nin duy-
madığı,
yeri, taşı,
toprağı ba-
ğırtmamış,
incitmemiş
bir tüy, bir telek,
bir güz yaprağı
gibi düşmüş yerleşmişti içi-
me
içerime,
gönlüme,
etime
k o r k u
BİR ÇIĞ GİBİ GELDİN ÜSTÜME
Karınca-
lar gi-
biydim,
düş ka-
rıncaları,
ozan ka-
rıncaları
gibi
çıdam1ı ka-
rıncalar
gibiydim,
çıdamlı,
dümdüz
uzanan
uçsuz
bucak-
sız
engebesiz bir düzlükte
ÜSTÜME BİR ÇIĞ GİBİ GEL-
DİN KENDİNE KATTIN BENİ
gözü, a-
yağı, bir
yerlere
takılma-
dan
hiçbir şeye
yönelme-
den
dümdüz
uzanan
bir top-
rakta
çıdamla
y ü r ü y e n
karınca-
lar gi-
biydim.
d u y d u m s e n i,
ö l d ü m s e n i!
SENİ SENİ SENİ
: SENİ : SENİ :
gördüm - : - duydum - : - - :
yaşadım - - öldüm - :
yürü-
mekten
başka
bir şey
bilme-
yen
nereye,
niye, ne-
ye gitti-
ğini bil-
meyen
bir yere
gittiğini ol-
sun bilme-
yen
ozan karıncaları
g i b i y d i m
çıdamla
yürüyen
bu düzlük-
te, engebe-
sizlikte.
SENİN YANIMDASIZLIĞIN BİR
SİLİK SUSKUYDU, GÜNSÜZ KA-
RANLIĞIMIN KESER AÇARDI K
PISINI, SESİN, YÜZÜN, YÜRÜMEN
Nereye
gittiğini
gene bil-
meden
bir yere
gittiğini ol-
sun gene
bilmeden
çıdamı
da, yü-
rümeği
de unut-
muş
b i r b ö c e ğ i m ş i m d i
çılgınca dönenen
durduğu
yerde.
Görün-
mez en-
gebeler
örüldü
çepeçev-
re
çevrem-
de
k o r k u d a n
BİR ÇIĞ GİBİ GELDİN ÜSTÜME
KENDİNE KATTIN BENİ, YUVAR-
LANDIK BİR SÜRE
Zeytin
gövdele-
ri gibi-
yim
şimdi
topra-
ğım is-
ter al, is-
ter boz,
ister ka-
ra,
burul-
muş er-
keklik-
ler gibi-
yim
a c ı i ç i n d e
k ı v r a n a n
Düzlükle-
rinde gök-
yüzüne
uzanıp gün
ışığını tit-
reştiren,
dünyayı
düzgün
aralıklara
bölen
kavak duvarların-
d a n s o n r a
SONRA
suyu ara-
yıp bu-
lan kökle-
riyle, dur-
madan bu-
danan kol-
larıyla
su fışkı-
rır gibi
yeniden
toprağa
dökülen
dallarıyla
yeşil yağ-
murunu
yağdıran
söğütlerden sonra,
SONRA
SONRA
yarık
yarılı
yarılmış
tahtasıyla
kıvra-
nan
buruk
burgun
bir zey-
tin göv-
desi gi-
biyim
kuytularda,
eğimlerde,
suskun,
sessizlikler
içinde, gü-
müş yeşil
bir buğu
altında,
buruk
b i r g ö v d e y i m ş i m d i
yemişi
karar-
mayan.
SONRA SONRA SONRA
YIKTIK KENDİMİZİ DE
Kuru-
yum
göğe baktı-
ğım yerde,
buru-
ğum
yere baktı-
ğım yerde
korkuy-
la besle-
nerek
korku-
dan!
BEN ÇIĞ OLDUM ŞİMDİ. SEN,
kar'ımdaki taş, karnım-
E T İ M D E K İ
daki, dokumdaki
K A M A
Oysa korku kendi memesini
e m e r e k b ü y ü r;
nasıl
burmalı
bu me-
meyi?
nasıl
kurtul-
malı
nasıl na-
sıl nasıl
korku-
nun sü-
dü ol-
mak-
tan?
SENİ SENİ SENİ
: SENİ : SENİ :
yaşadım - : - duydum - : - - :
öldüm - - - - - - - - - - - - -.
Seni yaşa-
dım, seni
öldüm;
Uçuru-
mun di-
bine
v a r a m a d ı m d a h a
parçalanıp, parça-
layıp kurtulacağım
yere.
Bir tüy,
bir telek
gibi, bir
güz
yaprağı
gibi
k o p m a l ı
kuştan, ağaçtan,
yeğnilikle, incele-
rek,
bağırmadan korkudan.
ANILARIM SENİN GELECEĞİN OLU-
YOR, GERÇEKLİK DUYUSUNU YİTİ-
RİP, UZAK TAN UZAGA HEP SENİN SİV-
RİLDİĞİN BİR PUS İÇİNDE YAŞAMAĞA
BAŞLADIĞIM ŞUANDA.
SEN AĞAÇTAN SEN AĞACA KOŞUYO-
RUM, ARADAKİ PUSARIK BATAKLIK-
TA AYRIŞIP YIVIŞAN GÜNLERİN HİÇ-
LİĞİNDE.
1972 / 1973 / 1974
not 1:
Metin, Bilge Karasu'nun "Kısmet Büfesi" kitabından alınmıştır.
Metis Yayınları, 3. baskı, 1996, Sayfa: 70-78
not2:
dizgi işini, ben üstlenmiştim; zorlandım açıkcası,
atladığım bir şey varsa özür dilerim...u.a.
2 Ekim 2011 Pazar
ARKADAŞIM
Anita kamarada
kamarada mavi mor bebekler
menekşe rengi bulutlar
hudut anlaşmazlıkları
lisan ve geometri problemleri
çıktı dışa bakıyor
dış ekşi pastan geliyor
perçemini kaşını bıçak yalıyor
Anita yoğunlaşıyor batıyor
bıçak içe kapaklandı
kenarda manzarada
geçmişte varolmuş bir veranda
begonviller hanımelleri
kalemini kemiriyor
elinden alıyorlar
Serdar Koçak
1 haziran 2010, fenerbahçe
Anita kamarada
kamarada mavi mor bebekler
menekşe rengi bulutlar
hudut anlaşmazlıkları
lisan ve geometri problemleri
çıktı dışa bakıyor
dış ekşi pastan geliyor
perçemini kaşını bıçak yalıyor
Anita yoğunlaşıyor batıyor
bıçak içe kapaklandı
kenarda manzarada
geçmişte varolmuş bir veranda
begonviller hanımelleri
kalemini kemiriyor
elinden alıyorlar
Serdar Koçak
1 haziran 2010, fenerbahçe
parşömen yarışlı nabız!
harf kesimcilerinin kuytusundaki
demekti
eskil bir okurun oval yüzü
taş tahtaya sürülmüş balı yalayan
kutsalı kalıba döken ise oğul
okumayı sökenlere kazıtmış palayı!
öldürmeyeceksin!i tutamayan halkın
ufarak kitabı okurda!
kemik kitap! yüz. dağ. yüz.
Diderot’nun reçetesini elden
ele dolaştıran
titiluslu bir krizden sonra:
“Scarron’un Komik Roman’ından
on sayfa;
Don Quijote’den dört bölüm;
Rabelais’den dikkatle seçilmiş
bir paragraf.”
standarda bağlanmış
oktavo
piktografi resimse! yarayan
resimli tarihte uyuşmuştu kantaron demek
tablet evinden ayrılan yazıcı için
tanımanız--
çivi yazısının sesiydi.
bağlı kadınlar
saatler kitabı’ndan çıkıp da
selamlardı
ölmüşleri!
solgun bir halk dediğiniz şimdi
kaç kere ölmüştür kim bilir
bir filin anısını Şiva’ya ulaştıran
yüz kitabı’ndan önceydi
tüm hırçınlık : :
A.Manguel’in “Okumanın Tarihi”nden esinle…
Anita Sezgener
harf kesimcilerinin kuytusundaki
demekti
eskil bir okurun oval yüzü
taş tahtaya sürülmüş balı yalayan
kutsalı kalıba döken ise oğul
okumayı sökenlere kazıtmış palayı!
öldürmeyeceksin!i tutamayan halkın
ufarak kitabı okurda!
kemik kitap! yüz. dağ. yüz.
Diderot’nun reçetesini elden
ele dolaştıran
titiluslu bir krizden sonra:
“Scarron’un Komik Roman’ından
on sayfa;
Don Quijote’den dört bölüm;
Rabelais’den dikkatle seçilmiş
bir paragraf.”
standarda bağlanmış
oktavo
piktografi resimse! yarayan
resimli tarihte uyuşmuştu kantaron demek
tablet evinden ayrılan yazıcı için
tanımanız--
çivi yazısının sesiydi.
bağlı kadınlar
saatler kitabı’ndan çıkıp da
selamlardı
ölmüşleri!
solgun bir halk dediğiniz şimdi
kaç kere ölmüştür kim bilir
bir filin anısını Şiva’ya ulaştıran
yüz kitabı’ndan önceydi
tüm hırçınlık : :
A.Manguel’in “Okumanın Tarihi”nden esinle…
Anita Sezgener
KARE KÖK
Burası
Eski beni taşımıyor üstünde
Eğreti ve sakil.
Yatışkın ruhlar, caddelerin ıssız ıslaklığında
Sabahı bekliyor.
Sabah aynı yalanla uyanacaklar. Aynı yalanla…
Öğretmen okula,
Şef bankaya…aynı yalanla
Tornacı Hüseyin aynı yalanla siftah yapmayı bekleyecek.
Herkes şikâyetçi uygun adım matematikten. Neden karekök var?
Kökün kokusu damarlarımızda yer edinmişken
Neden
Dir onu kareye almak!
Bir bilen var demek ki…
Bize bu şehre inanmak düşer. Ezelden.
Değişeceğimizi düşünüp aynı şehre taşınacağımızdan korkarız. Evvelden.
Heybeler, plastik bidonlar, kap kap içerisi koliler dolusu…
O hep aynı kolonyadır iz bırakır ciltte yanık kokusuna karışık.
Alışık bir ritim mi var! Sayamıyorum…
1..2..5..6…3…11
Bir fısıltı - birikibeşaltıüçonbir…
Aksak desem değil. Aksa keşke.
Damarlar rahatlayacak.
Donacak birden yere değer değmez, onu da biliyorum.
Yolunu bulamayacak. Donacak. İnandıramayacak kendini.
Biliyorum. Aynı yalanla…
Çocuklar bilerek
Evet çocuklar yalanı bilir.
Aynı yalanla maytap patlatacak caddelerde
Aynı yalanla el öpüp alnına götürecek.
Öyle ki zamanla ve yoğun yalanla
Unutup ezberleyecek karekök ikiyi.
Yarkın Biçer
14 eylül 2008, Erzurum
Burası
Eski beni taşımıyor üstünde
Eğreti ve sakil.
Yatışkın ruhlar, caddelerin ıssız ıslaklığında
Sabahı bekliyor.
Sabah aynı yalanla uyanacaklar. Aynı yalanla…
Öğretmen okula,
Şef bankaya…aynı yalanla
Tornacı Hüseyin aynı yalanla siftah yapmayı bekleyecek.
Herkes şikâyetçi uygun adım matematikten. Neden karekök var?
Kökün kokusu damarlarımızda yer edinmişken
Neden
Dir onu kareye almak!
Bir bilen var demek ki…
Bize bu şehre inanmak düşer. Ezelden.
Değişeceğimizi düşünüp aynı şehre taşınacağımızdan korkarız. Evvelden.
Heybeler, plastik bidonlar, kap kap içerisi koliler dolusu…
O hep aynı kolonyadır iz bırakır ciltte yanık kokusuna karışık.
Alışık bir ritim mi var! Sayamıyorum…
1..2..5..6…3…11
Bir fısıltı - birikibeşaltıüçonbir…
Aksak desem değil. Aksa keşke.
Damarlar rahatlayacak.
Donacak birden yere değer değmez, onu da biliyorum.
Yolunu bulamayacak. Donacak. İnandıramayacak kendini.
Biliyorum. Aynı yalanla…
Çocuklar bilerek
Evet çocuklar yalanı bilir.
Aynı yalanla maytap patlatacak caddelerde
Aynı yalanla el öpüp alnına götürecek.
Öyle ki zamanla ve yoğun yalanla
Unutup ezberleyecek karekök ikiyi.
Yarkın Biçer
14 eylül 2008, Erzurum
10.
bağırıyorum mu. bir elmanın üstüne indiriyorum tekmeyi. elma eziliyor. eğilip çekirdeklerini ayıklıyorum posadan. sembolik düzeyde ilerlemek için zihnin çelişkili olduğunu açıp bir sokakta çıplak olması gerekir. konu şimdi bir kuyu olur. ne kadar derin kazılırsa duyguların dibinde duran zihnin sembolizasyonu o kadar inandırıcı olur. klein’ın atlayışında alttaki branda negatiften silinmiştir ama derse biri konuyu hiç anlamamış demektir. anne(ler), meme(ler) ve rahim(ler)dir. çık git ve dönüp emme. anne kapının öbür yanı evlat içerisidiri diyalog da sanma, yetmez. iş evden tümden çıkmakta. üstümüzdeki kan (şimdi) sembolik, kanama içeride. kapı ardında kapı ardında kapı ve kan. oradan ormana çıkılır, kurumuş. dallardan birine bağlı bir ... ipleme ipi kes!. yok korkacak bi şey, geçer bu hıçkırık bi gün.
hayatımda hiçbir şeyi anlıyorum.
uygar asan
bağırıyorum mu. bir elmanın üstüne indiriyorum tekmeyi. elma eziliyor. eğilip çekirdeklerini ayıklıyorum posadan. sembolik düzeyde ilerlemek için zihnin çelişkili olduğunu açıp bir sokakta çıplak olması gerekir. konu şimdi bir kuyu olur. ne kadar derin kazılırsa duyguların dibinde duran zihnin sembolizasyonu o kadar inandırıcı olur. klein’ın atlayışında alttaki branda negatiften silinmiştir ama derse biri konuyu hiç anlamamış demektir. anne(ler), meme(ler) ve rahim(ler)dir. çık git ve dönüp emme. anne kapının öbür yanı evlat içerisidiri diyalog da sanma, yetmez. iş evden tümden çıkmakta. üstümüzdeki kan (şimdi) sembolik, kanama içeride. kapı ardında kapı ardında kapı ve kan. oradan ormana çıkılır, kurumuş. dallardan birine bağlı bir ... ipleme ipi kes!. yok korkacak bi şey, geçer bu hıçkırık bi gün.
hayatımda hiçbir şeyi anlıyorum.
uygar asan
23 Nisan 2011 Cumartesi
"taşlık", Anita Sezgener
...
"yağmur sonrası avrupa" tablosundaki
hiç birşeyi yıkayıp arındır(a)mamış yağmura işaret eden;
kayıp(lar) sonrası sağ kalmak adına
yaralarını kabuk bağlatmaya calışışın dilini kuran;
dilde önceye işaret ederek kristeva’ya yaklaşan;
nemli ve kaygan taşlarda yürümek yetmezmiş gibi
yürürken bi de taş düşürmek gibi olan;
kekeme bir dille etin seğirmesine varan;
dizginin görselliğiyle de plastik bi alan kuran…
iste bir şiir kitabı ve işte ton dışı bir eşik kitap:
TAŞLIK, ANİTA SEZGENER (2011)….
u.asan
"yağmur sonrası avrupa" tablosundaki
hiç birşeyi yıkayıp arındır(a)mamış yağmura işaret eden;
kayıp(lar) sonrası sağ kalmak adına
yaralarını kabuk bağlatmaya calışışın dilini kuran;
dilde önceye işaret ederek kristeva’ya yaklaşan;
nemli ve kaygan taşlarda yürümek yetmezmiş gibi
yürürken bi de taş düşürmek gibi olan;
kekeme bir dille etin seğirmesine varan;
dizginin görselliğiyle de plastik bi alan kuran…
iste bir şiir kitabı ve işte ton dışı bir eşik kitap:
TAŞLIK, ANİTA SEZGENER (2011)….
u.asan
22 Nisan 2011 Cuma
Taşlık
Anita Sezgener
Anita Sezgener’in ikinci şiir kitabı “Taşlık” özünde bir yas çalışması. ‘Baba’yla gelen’den öncesine çekilen dil, yaslı ve karanlık ‘bölgeler’den geçerek kıvrımlanıyor.
Kaybedilen bir harf ve kısılan kelimelerle yaratılan büzüşme ile kayıpların şiddeti tekrar tekrar sahnelenip bir telafiye, en sonunda da bir şarkılamaya vardırılıyor. Ve burası ancak buzul bir rahatlama. Yasın taşıdığı şiddetin, dile belli bir basınç uygulamadan ifade edilemeyeceğinin deneyimlenmesi “Taşlık”. Bireysel, toplumsal şiddete ve ‘kaybın gözü’ne atılmış ağıtımsı bir çığlık…
karın ortasındayım. göbek deliğim
dışarıda. fani abla geldi göğüslerini
açtı avcuyla sıktı.
fani abla geldi, ağzı tumturak bu
kez. göğüsleri yoktu.
fani abla gitti. sırtlanıyla tortop.
fani volta. Ruslar fabrikada. votka
gırla. ucuz eldivenler ve kürk
vaziyetleri.
her şey ucuz.
seril.
oooooooooooooooohhhhhhhhh!
Anita Sezgener, 1971 İstanbul doğumlu. Şiirleri, söyleşileri, yazıları çeşitli dergilerde yayımlanan şair, aynı zamanda kadınların kültür-sanat-edebiyat fanzini, “Cin Ayşe”nin de editörlüğünü yapmaktadır. İlk şiir kitabı “Pusu Bilici”, 2008’de (norgunk yayıncılık) yayımlandı.
http://www.yasakmeyve.com/?p=p_189&sName=%22TA%26%23350%3BLIK%22---AN%26%23304%3BTA-SEZGENER
1 Mart 2011 Salı
yöntemsiz
lirikten kaçıp sığınacaktım
Sami Baydar’a açık mektup yazacaktım
kimseye bahsetmeyecektim içimden
kırmak için dizeleri
sayfanın ayrımına gidecektim
üç-beş arkadaş edinecektim
zorlanarak sonra
çalıların oradan sızacaktı
annemin sesi
babam kalkıp Altındağ’dan gelse
2 güne burada olurdu
kardeşlerimle
cam odada oturacaktık
burnumuzdan kan sızarak
bekleyecektik
öldü kuşlarım.
Anita Sezgener
Yaz 2010
lirikten kaçıp sığınacaktım
Sami Baydar’a açık mektup yazacaktım
kimseye bahsetmeyecektim içimden
kırmak için dizeleri
sayfanın ayrımına gidecektim
üç-beş arkadaş edinecektim
zorlanarak sonra
çalıların oradan sızacaktı
annemin sesi
babam kalkıp Altındağ’dan gelse
2 güne burada olurdu
kardeşlerimle
cam odada oturacaktık
burnumuzdan kan sızarak
bekleyecektik
öldü kuşlarım.
Anita Sezgener
Yaz 2010
Varis
Bana yalnızca ölen, acı çeken insanlardan söz et, dedi. Ya da zaten ölmüş olanlardan. Yok olan, çürüyen, berbat kokular saçan şeylerden söz et, dedi. Konuşmak için ağzımı açtığımda pencereden gelen ışığı engellediğimi söyleyerek beni hemen susturdu. Ben de yatağına yakın başka bir sandalyeye geçtim. Sonra da tüm oksijenini tükettiğimden yakınmaya başladı, işi bitmiş akciğerleriyle bu tükenmiş haldeyken domuz gibi sağlam biriyle nasıl rekabet edebilirdi ki? Ben de sandalyeyi yatağın ayakucuna götürdüm. Ondan sonra sanki ona tabuttaki cesedinin başında bekliyormuşum gibi baktığımdan yakındı. İrileştiğimin, yüzümün şiştiğinin farkında mıydım? Ağzımın, açgözlü küçük bir vantuza benzediğini söyledi. Gözlerimin parlak, katı cam bilyeler gibi boş olduğunu, bütün düşüncelerimi sergilediklerini, dahası her bir düşüncemin bir öncekinden daha tiksindirici olduğunu söyledi. Düşüncelerimi okuyabildiğini bilmiyor muydum? Bunu sorarken madeni para büyüklüğünde balgam pıhtıları, bazen de kan çıkararak patlattığı havlamayla inleme arası kahkahası duyuluyordu. Dev bir denizanası kadar saydam ve iştahlıydım. Kalp atışlarım sıvı ve hamurumsuydu, çalkalanan midemin devinimleri onun gibi nazik durumda olan biri için iğrençti, ve lütfen dışarı çıkabilir miydim? Dışarı çıkmak için ayağa kalkınca pişmanlık duyarak, çıplak kemikleri andıran ince, soğuk parmaklarıyla bileğime sarıldı. Nereye gidiyorsun? Benden korkuyor musun? Beni sevmiyor musun? Beni burada bırakıp gidecek misin? Ben de pencerenin yanındaki sandalyeye yeniden oturdum, güneş batana kadar ışığı engellemeye devam ettim.
Joyce Carol Oates
Hayat Kısa Proust Uzun: Çok-kısa Öyküler Antolojisi’nden alınmıştır.
Çeviren: Fahri Öz - Mustafa Yılmazer
Düş Atelyesi, Ankara, 2000
Bana yalnızca ölen, acı çeken insanlardan söz et, dedi. Ya da zaten ölmüş olanlardan. Yok olan, çürüyen, berbat kokular saçan şeylerden söz et, dedi. Konuşmak için ağzımı açtığımda pencereden gelen ışığı engellediğimi söyleyerek beni hemen susturdu. Ben de yatağına yakın başka bir sandalyeye geçtim. Sonra da tüm oksijenini tükettiğimden yakınmaya başladı, işi bitmiş akciğerleriyle bu tükenmiş haldeyken domuz gibi sağlam biriyle nasıl rekabet edebilirdi ki? Ben de sandalyeyi yatağın ayakucuna götürdüm. Ondan sonra sanki ona tabuttaki cesedinin başında bekliyormuşum gibi baktığımdan yakındı. İrileştiğimin, yüzümün şiştiğinin farkında mıydım? Ağzımın, açgözlü küçük bir vantuza benzediğini söyledi. Gözlerimin parlak, katı cam bilyeler gibi boş olduğunu, bütün düşüncelerimi sergilediklerini, dahası her bir düşüncemin bir öncekinden daha tiksindirici olduğunu söyledi. Düşüncelerimi okuyabildiğini bilmiyor muydum? Bunu sorarken madeni para büyüklüğünde balgam pıhtıları, bazen de kan çıkararak patlattığı havlamayla inleme arası kahkahası duyuluyordu. Dev bir denizanası kadar saydam ve iştahlıydım. Kalp atışlarım sıvı ve hamurumsuydu, çalkalanan midemin devinimleri onun gibi nazik durumda olan biri için iğrençti, ve lütfen dışarı çıkabilir miydim? Dışarı çıkmak için ayağa kalkınca pişmanlık duyarak, çıplak kemikleri andıran ince, soğuk parmaklarıyla bileğime sarıldı. Nereye gidiyorsun? Benden korkuyor musun? Beni sevmiyor musun? Beni burada bırakıp gidecek misin? Ben de pencerenin yanındaki sandalyeye yeniden oturdum, güneş batana kadar ışığı engellemeye devam ettim.
Joyce Carol Oates
Hayat Kısa Proust Uzun: Çok-kısa Öyküler Antolojisi’nden alınmıştır.
Çeviren: Fahri Öz - Mustafa Yılmazer
Düş Atelyesi, Ankara, 2000
Alp Eteklerinde Söylenen Şarkı
Göğün güçleriyle yalnız olmak,
Işık geçer, sel geçer, rüzgar geçer, ve
Zaman sonuna doğru koşar - orada olmak
Hiç korkmadan durmak
Bundan büyük mutluluk bilmem ben,
Başka bir şey istemem ben, yeter ki
Kıyıdan sökülen söğüt gibi
Zamanın dalgası zorla alıp götürmesin beni.
O zaman koynunda kıvrılır
Uyuyakalırım.
Friedrich Hölderlin, 1801
Çeviren: Esin Talu Çelikkan
Philip Sollers, Stüdyo, YK.Y., 1997, s.153’den
Göğün güçleriyle yalnız olmak,
Işık geçer, sel geçer, rüzgar geçer, ve
Zaman sonuna doğru koşar - orada olmak
Hiç korkmadan durmak
Bundan büyük mutluluk bilmem ben,
Başka bir şey istemem ben, yeter ki
Kıyıdan sökülen söğüt gibi
Zamanın dalgası zorla alıp götürmesin beni.
O zaman koynunda kıvrılır
Uyuyakalırım.
Friedrich Hölderlin, 1801
Çeviren: Esin Talu Çelikkan
Philip Sollers, Stüdyo, YK.Y., 1997, s.153’den
2 Nano Öykü
holivud
baba iyi huylu bir vampir. anne bir viking.
çocuğu bir kızılderili kabilesi büyütüyor.
filmin bir yerinde, çöl yaratıklarıyla yaptığı
savaştan dönen kahramanımız ormanda
yaktığı ateşin başında şunu soruyor:
"kimim ben?"
daha neler!
hiyerarşi
oleg kulik’i, endonezya’da aylığı 5 dolara gemi
sökme işine soktuk, “köpek gibi çalışıyorum”
diyor gelen kartta.
orlan da kuma gittiydi iran’da bir imama.
terini silmek için açınca yüzünü sokakta
dayak yemiş kocasından; ertelemiş şimdilik
ameliyatını.
“sırtımda çip çıktı sandım ilkin” diye yazmış
stelarc. keneymiş meğer, kırım kongo.
- hiyerarşik bir konuşma bu!
- olsun.
Uygar Asan
holiwud, malone 8, temmuz 2008’de;
hiyerarşi, malone 4, haziran 2008’de
'asgar tunç' ismiyle yayımlanmıştır.
baba iyi huylu bir vampir. anne bir viking.
çocuğu bir kızılderili kabilesi büyütüyor.
filmin bir yerinde, çöl yaratıklarıyla yaptığı
savaştan dönen kahramanımız ormanda
yaktığı ateşin başında şunu soruyor:
"kimim ben?"
daha neler!
hiyerarşi
oleg kulik’i, endonezya’da aylığı 5 dolara gemi
sökme işine soktuk, “köpek gibi çalışıyorum”
diyor gelen kartta.
orlan da kuma gittiydi iran’da bir imama.
terini silmek için açınca yüzünü sokakta
dayak yemiş kocasından; ertelemiş şimdilik
ameliyatını.
“sırtımda çip çıktı sandım ilkin” diye yazmış
stelarc. keneymiş meğer, kırım kongo.
- hiyerarşik bir konuşma bu!
- olsun.
Uygar Asan
holiwud, malone 8, temmuz 2008’de;
hiyerarşi, malone 4, haziran 2008’de
'asgar tunç' ismiyle yayımlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)