1 Mart 2011 Salı

Kafka’nın Şapkası



Yağmur

döverken çatıyı

bir kap dondurma yedim,

Kafka’nın şapkasını andıran.

Öyle bir kap dondurmaydı ki

tavana gözlerini dikmiş

yatan bir hastanın

ameliyat masası tadında.



Richard Brautigan
Çeviren: Anita Sezgener


ilk kez malone 5’de (Temmuz 2008) yayımlanmıştır.



















Robert Motherwell, Octavio Paz, Three Poems 8, 1987
John Coltrane’in 1962 tarihli bir mektubundan



“Bugün Van Gogh’un hayatı üzerine yazılmış bir kitap okuyordum ve o muhteşem ve süregelen güç- yaratma dürtüsü- üzerine durup düşünmek zorunda hissettim kendimi. Yaratma dürtüsü, yaşadığı dünyaya bu kadar yabancı kalmış, bütün sıkıntılara, hayal kırıklıklarına, retlere ve güçlüklere karşın bolca güzel ve uzun soluklu sanat eseri ortaya koymuş bu adamın içindeydi… Keşke bugün hayatta olabilseydi.


Gerçek yok edilemez. Tarih gösterir ki (bugün de aynı şekilde) öncü olan genellikle varolan ifade şekillerinden ne kadar sıyrılmışsa o denli kınanır. Değişikliği benimsemek her zaman çok zordur. Üstelik görüyoruz ki bu öncüler kendi alanlarında varolan durumu yeniden canlandırmak, genişletmek ve yeniden yapılandırmak için çabalarlar. Genellikle toplum tarafından dışlanmış bu insanlar hayatlarında büyük kişisel trajedilere katlanmışlardır. Durum ne olursa olsun, kabul edilmiş ya da reddedilmiş, zengin ya da fakir, onlara daima bu büyük, sonsuz yaratma dürtüsü yol göstermiştir….”


Çeviren: Handan Hacıbektaşoğlu

ilk kez malone 8’de (Ekim 2008) yayımlanmıştır.
















Robert Motherwell, Black & White
KASPAR’IN 16 EVRESİ


EVRE 1
Bir cümlenin sahibi olan Kaspar başlayabilir ve bu cümleyle
bir şeyler yapabilir mi?


EVRE 2
Kaspar, sahibi olduğu cümleyle, diğer cümlelere karşı
bir şey yapabilir mi?


EVRE 3
Kaspar, kendi cümlesiyle diğer cümlelere karşı en azından
kendisine ait olanı koruyabilir mi?


EVRE 4
Kaspar, kendini diğer cümlelerden koruyabilir ve diğer cümleler
onu konuşmaya kışkırttığı halde sessiz kalabilir mi?


EVRE 5
Kaspar, konuşmak aracılığıyla sadece ne söylediğinin farkına
varabilir mi?


EVRE 6
Birçok cümlenin sahibi olan Kaspar, bu cümlelerle sadece
diğer cümlelere değil aynı zamanda bu cümlelerin nesnelerine
karşı da bir şey yapabilir mi?


EVRE 7
Kaspar, düzenle ilgili cümlelerle ya da buyurgan cümlelerle
kendini bir düzen içine sokabilir mi?


EVRE 8
Kaspar, bir cümlenin dizilişinden geniş kapsamlı bir düzeni
temsil eden bütün bir seri cümle türetebilir mi?


EVRE 9
Kaspar, her örnekte düzen hakkında sonsuz sayıda cümlenin dayandırılabileceği modelin
ne olduğunu öğrenebilir mi?


EVRE 10
Kaspar, öğrendiği cümle modeliyle nesneleri kendine
tanınır hale getirebilir mi yoksa kendisi mi nesnelere tanınır
hale gelir?


EVRE 11
Kaspar, cümleler aracılığıyla cümlelerin büyük birliğine
bağlılığını yerine getirebilir mi?


EVRE 12
Kaspar, kafiyeli cümlelerle, nesnelerde kafiye ve sebep bulacağı
noktaya getirebilir mi?


EVRE 13
Kaspar, kendine soru sorabilir mi?


EVRE 14
Kaspar, eski çekingen cümlelerine atfettiği atılgan cümleleriyle
çekingen cümlelerin altüst olmuş dünyasını tersine çevirebilir mi?


EVRE 15
Kaspar, kendini dünya hakkında tersyüz olmuş cümlelere karşı en azından cümlelerin
tersyüz olmuş dünyasıyla koruyabilir mi?

Veya: Kaspar, tersyüz olmuş cümleleri tersyüz ederek en azından doğruluğun
sahte görünümünden kaçabilir mi?


EVRE 16
Kaspar kim şimdi? Kaspar, kim şimdi Kaspar?
Kaspar ne şimdi ? Kaspar, Kaspar ne şimdi?



PETER HANDKE
Kaspar (Oyun, 1968)
Çeviren: Mehmet Fehmi İmre
Estetik Yayıncılık, 1984 Ankara



















Robert Motherwell, Untitled, 1972
BAUHAUS MANİFESTOSU


Tüm yaratıcı faaliyetlerin nihai amacı inşadır! Binaların dekorasyonu bir zamanlar güzel sanatların en soylu işlevi ve güzel sanatlar ise muazzam mimari için elzem idi. Günümüzde güzel sanatlar ve mimari hoşnut bir tecrit halinde varlığını sürdürüyor ve ancak zanaatkârların bilinçli işbirliğiyle kurtarılabilir. Mimarlar, ressamlar ve heykeltıraşlar bir kez daha inşanın hem bir varlık olarak hem de çeşitli parçaları açısından birleşik özelliğini anlamaya ve kavrama başlamalı. Böylece çalışmaları “salon sanatı” olarak kaybettiği hakiki mimari ruhuyla dolacak.

Eski sanat okulları bu birliği üretemiyordu ve sanat öğretilemeyeceğine göre, nasıl üretmelilerdi ki? Okullar yeniden eski atölye hallerini kazanmalı. Motif tasarımcısı ve uygulamalı sanatçının yalnızca çizim ve resimden oluşan dünyası yeniden şeylerin inşa edildiği bir dünya haline gelmeli. Yaratıcı faaliyetten zevk alan bir genç, şimdi de kariyerine eskiden olduğu gibi bir zanaat öğrenerek başlarsa, becerileri muazzam şeyler başarabileceği zanaatlara ayrılacağı için, üretken olmayan “sanatçı” artık kifayetsiz sanatkârlığa mahkûm edilmeyecek.

Mimarlar, ressamlar, heykeltıraşlar, hepimiz zanaata geri dönmeliyiz! Çünkü “profesyonel sanat” diye bir şey yok. Sanatçı ve zanaatkâr arasında temel bir fark yok. Sanatçı yüce bir zanaatkârdır. Cennetin zerafeti ve istemi aşan nadir ilham anlarıyla, sanat bilinç dışında bu elin emeğinde, ama zanaatın her sanatçı için elzem olduğu temelinde canlanabilir. Yaratıcılığın özgün kaynağı burada yatar.

Bu yüzden zanaatkârlar ile sanatçılar arasında kibirli bir sınır oluşturan sınıf farkları olmaksızın yeni bir zanaatkârlar birliği yaratalım! Geleceğin yeni inşasını birlikte arzulayalım, tasarlayalım ve yaratalım. Bu mimari, heykel ve resmi tek bir biçimde birleştirecek ve bir gün yeni ve yaklaşan inancın berrak simgesi olarak milyonlarca işçinin ellerinden cennete yükselecek.


WALTER GROPIUS

Çeviren: Nilay Kacar













Robert Motherwell, White-Open

20 Şubat 2011 Pazar

Brod’un ve Kafka’nın rüyasına giren melek


Bir keresinde, Max Brod rüyasında tek kanatlı bir melek gördü.
Melek Brod’un kapısını çaldı ve Kafka’nın nerede yaşadığını sordu.
Brod, rüyasındaki bu meleğin gördüğü en korkunç şey olduğunu
düşündü ve hemen verdi adresi.

Sonraki gün Brod Kafka’yla buluştu ve Kafka ona, bir önceki
gece rüyasında kanatları olmayan bir melek gördüğünü,
meleğin ona Max Brod’un adresini sorduğunu anlattı.


Alex Epstein

Çeviren: u.a.
malone 5’de (temmuz 2008) yayımlanmıştır ilk kez,
buraya küçük değişikliklerle alınmıştır..
HATBOYU


O eski zamanlarda
Solarken hayatlarım
Tren geçerdi.
Sanırım kruvaze ceket vakti.
Hiç artık tren geçmeyecek
Hâkim renk lacivert galiba
Göklerde ne oluyor?
Bozkır orada mı?
Hayvanları öldürecekler
Tren böl gene bizi
Yüksük kullan teyelle
Emel’e selam söyle
Arpaçay’a hasret
Dünyayı imha edecekler.

Serdar Koçak
Picasso’nun Braque ziyareti

Picasso, Braque’ın yanında öfke nöbetine kapılarak
ağızlarımı çaldın!
hergele, geri ver kahverengilerimi!
burunlarımı! gitarlarımı!, diye bağırır.

Braque, piposunu tüttürerek,
sessizce resim yapmayı sürdürür,
Picasso çığlık çığlığa: Vaay! Seni kızarmış ördek!
Kızarmış ördek kokusu alıyorum!
Beni yemeğe de mi çağırmıyorsun?

Çıt çıkartmadan, piposunu tüttürüp, resmine devam eder Braque.

Picasso biraz daha tatlı bir dille,
Biliyorsun Georges, iyi bir iş çıkarıyorsun burada.
Hadi ama, bitmedi mi şu ördeği boyaman? der.

Doymak bilmez Picasso, ördeği mideye indirmeye hazırdır,
     tuvali ve diğer konukları da.
Fakat Braque, gözleri kısılmış, sürdürür resmini,
Biraz oraya, biraz buraya renk serpiştirerek.

Canı sıkkın, Picasso hizmetçiye bir şaplak indirir, sekreterini
     yağın içinde haşlar, bir köşede öylece titreyen
     sanat simsarına bozuk bir bakış atar
ve kahkahayı basar
3 gözüyle birden
haince göz kırparken
4 sıra kocaman diş
havayı ısırmaktadır.


Harold Norse

Çeviren: Anita Sezgener
malone 9'da (kasım 2008)
yayımlanmıştır ilk olarak.

3 Nano Öykü II

cevap


“neden çekip gittin” dedim. “zamanıydı” dedi. sekiz aydır
görüşmemiştik.“geri dönmek için hiçbir nedenim yoktu”
dedi kafenin kapısına yakın. dışarıda kaldırımda biri bekliyordu.
hiçbir zaman hazır cevap olamamıştım.



tayin

a.
arılara takmıştı babam, sonunda getirip 6 kovan koydu bahçeye.
tayinimiz çıktı dün. annem ilk iş kovanları sattı. geçen hafta ilçeyi
ziyarete gelen bakanın çocuğunu sokmuşlardı.

b.
kızağımla kayarken kaz yetişip bacağımı ısırdı. altındaki demirler
paslanmış. arıları alan adamın benim yaşıt çocuğuna gitti kızak.




kiç

                                                     (sanat tarihine katkı)


bir ege ilçesinde (hâla) yaşayan ve artık kim gösterdiyse
karşılaştığı bir picasso reprodüksiyonuna bakıp da on dakkada
yaparım ben bunu diyen zatın dandik resimleri.

dilek 1:
bir gün bir türlü yapılamayan o mahkeme günü gelirse
bunun da hesabı sorulsun.

dilek 2:
artık hangi gönüllü kuluna aldırıyorsa, bu zatın malzemeleri
bittiğinde resim malzemeleri satan yerler, boyamız da
fırçamız da tuvalimiz de kalmadı desinler.



Uygar Asan

cevap, malone 1’de (mart 2008)
tayin, malone 2’de (nisan 2008)
kiç, malone 7’de (eylül 2008)
'asgar tunç' adıyla yayımlanmıştır.

13 Şubat 2011 Pazar

AT


Geceleyin demiryollarına ait arazideki beton direğe bağlanmış bir at, trenin hızından korkup yularını kopardı ve kaçarak bir tünele girdi. Dört gün sonra, atının çalındığını iddia eden bir kömür tüccarı durumu polise bildirip kömürünü mobilya kamyonetiyle taşımaya başladı. Aynı gece elektrikli trenin gece vardiyası makinisti Baker Caddesi ile St. John’s Wood arasındaki yeraltı hattında, işaret lambalarının ışığında büyük bir hayvan silueti gördüğünden bahsediyordu. Ertesi gün hattın müfettişi Tower Hill’deki kumluk alanda nal izleri buldu. Demiryolları memurlarının hiçbiri bir hayvanın elektrikli raylarda sağ kalacağına inanmasa da, Baron’s Court’taki çiğnenmiş çiçek tarhı ve Green parktaki tünelde bulunan at pisliği makinistleri uyarmalarına yetti.
Demiryolu çalışanlarının birkaç kez daha at görmesi, yolcuların da bir kez inek gördüklerini söylemesiyle, demiryolu yönetimi harekete geçti ve tünellerin her köşesini incelemek üzere tüm demiryolu sistemini on iki saatliğine kapattı. Ölü bir domuz, bir yarasa kolonisi ve Highgate Hill’deki kumanda kulesinde yaşayan bir aile bulundu ama, attan eser yoktu. Dört yıl sonra, siyah atlar sürüsü tünelden çıkıp dörtnala Gloucester yoluna koşup sabah trenini bekleyen kalabalığı gelmekte olan trenin yoluna doğru kovaladığında yedi kişi öldü ve yirmi dokuz kişi yaralandı.



Peter Greenaway

Çeviren: Nilay Kacar



















                                              Unica Zurn
DÜŞ MÜ SE


bazı adamlarla yatmak yetmez
babalarıyla da inkar etmek gerekir
aynanın hatırladığı kanda
orda burda gezinen el izlerini
yatmak diyorum
bedenin ne denli katıldığı bir fikir ki
sonunda musluklar sonuna kadar açık kalıyor

gizliyim. babamın sıvadığı balçık güneş olacak mı?

şimşeklerin sakalını sıvazlarken
yağmur yağıyor
yağmur durdurulamayacak gibi yağıyor
ufalmış tanrıların tek tek yükseklerden atlayışı gibi
yağıyor. ama
hiç durmayacak gibi yağan yağmur bile sonunda
duruyor.

bir düğme kadındı
koptu
tüm boşluklarını çerçeveletip duvara
duvara astılar
bomboş düz beyaz yalnız resimlerdi hepsi
sudan gözyaşı taşıdık üstlerine
göz görmeyi unutur kör görmeyi unutur mu?

öyle dediler
duvara asılan
düz ölürmüş.
göğe mi asıldık?



Neslihan Mengüç

25 Ocak
Unica Zurn